28 Mayıs 2012

Tecrübe ile Sabit #10 Toni&Guy Saç Düzleştirici ve Diğerleri

TONI&GUY  markasının müdavimi çok, ben de düzleştirici balmını denedim güzelmiş gerçekten. Ürünün tam adı Straight and Shine Smoothing Balm. Benim saçlarım düz ama birazcık gür olduğundan her zaman kabarık olur. Genelde düzleştirici maşa ile yaparım saçlarımı ama inanılmaz zamanımı alıyor, sadece kurutması bile uzun sürüyor.Aslında bu üründen çok fazla bir beklentim yoktu ama beklentilerimin üzerine çıktı.
Ürün düz teli saçları daha da düzleştirmek ve elektriklenmesini engellemek için. Sprey şeklinde değil balm şeklinde ve pompalı bir ağzı yar. Boyutu da gayet büyükçe. (200ml)

Saçlar ıslakken uygulanıyor ve durulanmıyor. Ben duştan sonra bu ürünü sürdüm ve maşa ile saçlarımı düzleştirdim, çok güzel bir yumuşaklık verdi, farkı hissedildi.

Başka bir seferde de, duştan sonra ürünü sürdüm ve saçlarımı düzgünce kuruttum. Normalde duştan sonra saçlarım o kadar çok kabarır ki, değil saçımı açık bırakmak sımsıkı toplasam bile güzel durmaz. Bu ürünü kullandıktan sonra sadece kurutup dışarıya çıktım :)) Reklamlardaki gibi "kurut ve çık oldu" çok sevindim. 

Bazı kızlar var biliyorum, duştan sonra saçlarına birşeyler sürüp kuaförden çıkmış gibi oluyorlar, ben öyle bir ürün bulamamıştım şimdiye kadar. "Kuaförden çıkmış" biraz iddalı olabilir o kadar da muhteşem değil ama benim devamını getireceğim ürülerden oldu. En güzel yanı da indirim sitelerinde bulunuyor sık sık. Ben Limango`dan 9.90`a almıştım.

Mevzu saç olunca eklemek istediğim 2 ürün daha var:
Saçımı boyamaktan bir süreliğine vazgeçiyorum ama uzunca süredir Loreal Excellence ile boyuyordum. Burada genelde kullandığım renkleri göstermiştim. Bu boyada kutunun üzerindeki resmi tutturmak çok zor, genelde daha koyu bir renk veriyor ama alırken bu şekilde düşünüp alınca sorun yok. Bu boyayı neden seviyorum ? Çünkü saçımı boyadıktan sonra normalden daha yumuşak oluyor saçlarım. Özellikle içinden çıkan şu saç kremini de kullanınca saçıma bakım yapmışım gibi oluyor. Bu boyadan bir şikayetim yoktu ama artık sürekli saç boyamaktan sıkıldım. Dibi azıcık bile gözükmeye başlasa gıcık oluyorum, kaşlar ile saçlar birebir aynı renk olmayınca gıcık oluyorum...vs  Gel gelelim karamel tonlarında saç rengini çok seviyorum ama bir süre boya yapmamaya karar verdim. Bakalım ne kadar sürecek. 

Bahsetmek istediğim son ürün de Dove Therapy; ısıya karşı koruyucu sprey: bu ürün TONI&GUY`ın aksine, tüm saça değil sadece saç uçlarına sıkılıyor. Dediğim gibi ben sık sık düzleştiriyorum saçlarımı. Haliyle kırılmalar ve yıpranmalar oluyor. Bu üründe sevdiklerim arasında. Elektriklenmeyi azaltıyor öncelikle. Isıya karşı koruyor mu bilemiyorum ama koruduğunu var sayıyorum :)

Sizin de "süper" dediğiniz saç ürünleri var mı? Bu aralar güzel bir şampuan arayışındayım. Nude markası takılıyor gözüme. Özellikle parabensiz olması dikkatimi çekti. Bir sonraki şampuan alışverişimi bu doğrultuda yapmayı planlıyorum. "Bu doğrultuda yapmayı planlıyorum" da ne resmi bir cümle oldu yaa :))

23 Mayıs 2012

Lila Kutu`dan Çıkanları Denedim

Lila Kutu`nun Nisan ve Mayıs aylarındaki ürünlerinden bazılarını kullandım. Kutular elime ulaşınca hemen neler çıkmış paylaşıyorum zaten ama bazı ürünleri de bir süre kullandıktan sonra tekrar yazmak gerekiyor. İşte onlardan 3 tanesi...
Hamilton güneş kremleri


Hamilton Everyday Face: yüz için 30 faktor korumalı güneş kremi: Üzerinde şunlar yaıyor;

*yağ içermez ve gözeneklerinizi tıkamaz,
*normal, karma ya da akneye meyilli ciltler için uygundur,
*mat bir bitiş sağlar,
*parfümsüzdür.

Ben de üzerinde yazanlara katılıyorum. Ayrıca hafif renkli bir ürün ama kapatıcılık gibi bir özelliği yok tabiyki.   Yoğunluğu güzel, sürülmesi kolay ve parlama-yağlandırma yapmadı gerçekten. Bu ürünü sevdim. İnternette araştırısanız fiyatları 55-65 TL arasında değişiyor. Yüz için yağsız güneş kremi arayanlara bir önerim daha var. Ona da hemen buradan bakabilirsiniz


Vücüt için olan güneş kremine gelirsek,
Hamilton Optimal: 30 faktör korumalı ve üzerinde 4 saat boyunca suya dayanıklı olduğu belirtilmiş. Yapısı orta derecede. Ne çok sıvı ne çok yoğun. Bu ürün yağsız olmadığından hafif bir parlama bırakıyor ama doğal olarak. Fiyat aralığı diğer ürünle benzer.

Bir de ne zamandır bahsetmek istediğim bu ürün var. Açıkçası kutudan çıktığında pek sevinmemiştim ama kullandıktan sonra izlenimim değişti.

Dermosilver: Gümüş iyonlu sabun; Bu gerçekten farklı bir ürün. Kutusunun üzerinde yazanları özellikle çektim, yazanlara bakınca saça-yüze-vücuda kullanılabilir gibi anlaşılıyor. Önce kullanmakta biraz tereddüt ettim açıkçası. Hatta biliyorsunuz Aliminyum içerikli ürünler çok sakıncalı (anti persprant deodorantlarda ve roll-on larda sıkça kullanılıyor ve özellikle göğüs kanserinde, kanser hücrelerinde Aliminyum`a rastlandığı her yerde yazıyor. Gerçi hemen eklemek istiyorum ki; bir çok yerde bu Aliminyum`un kozmetik ürünlerinden geldiğine dair bir kanıt yok ama ben kullanmıyorum açıkçası. Gümüş`ü de duyunca, ben bir işgillendim ve kullanmadan önce biraz araştırdım. Ne mutlu ki gümüş iyonları hakkında bu tarz bir bilgi yok!

Ayrıca içim gene rahat etmedi ve Kimya bölümünden bir hocaya sordum. Hoca da, gümüşün insan sağlığına bir zararı olmadığını ama bakteri seçmeden bütün bakterileri öldürdüğünü söyledi. Yani bu da demek oluyor ki, yararlı bakterileri de öldürür. 

Neyse gelelim ürüne; ben bu sabunla yüzümü yıkadım 1-2 hafta. O kadar sevdim ki günde 2-3 defa yıkadığım oldu. Hani yüzünüze güzel bir maske uygularsınız da ışıl ışıl olur yüzünüz. Tam öyle bir etki bırakıyor her yıkamadan sonra. Bu ürünü kullanmaya başladıktan sonra cildim çok güzelleşti demiyorum ama yıkama sonrasında bıraktığı his ve görüntü çok güzel. Ayrıca elinizi bile yıkadığınızda, gıcır gıcır bir etki  bırakıyor. Kokusu da çok hoş. 

Ayrıca kutunun üzerinde yazan içerik bilgilerine bakın! Gayet doğal ve güzel şeyler yazıyor. Kutunun üzerinde organik etiketi bile var. Bu sabunun fiyatı 18 liraydı. Lila kutu`da satılıyor. 

Ama bu kadar iyi özellik bir arada olunca bu fiyat çok uygun geldi. Bu marka hakkında birazcık daha araştırmaya ihtiyacım var!

17 Mayıs 2012

Makrome Bilekliklerim -Kendin Yap-

Daha önce evdekileri toparlayıp koymuştum buraya. O zaman da bir sürü bileklik yapasım gelmişti ama ancak yapabildim. Kendim yaptım diye demiyorum ama güzel oldular sanki :) 


Malzemelerim bu tarz şeyler. Zincirler, bilekliğe uygun metal figürler ve renkli ipler. Yalnız şu metal figürlerin pahalılığından şikayetçiyim :(((

Aklımda bir sürü şey yapmak vardı, o yüzden bu kadar malzeme kalabalığı var ama baktım bileklikler güzel oluyor, bir sürü bileklik yaptım...


Bu aralar makrome şeklinde örülmüş olanlar çok hoşuma gidiyor benim. Ben de bu yolu seçtim. Eminim bir çoğunuz biliyorsunuzdur ama yinede bilmeyenler varsa ben kısaca anlatayım.

40-50cm uzunluğunda 2 adet ipi, bileklik için seçilen figürün deliklerinden geçirip, bir ucu daha uzun bir ucu daha kısa olacak şekilde ayarlıyoruz.

Resimdeki gibi; bir taraftaki ipler kısa, diğer taraf uzun. Tabi bu örgüyü yapabilmek için figürü bir yere sabitlemeniz ya da birine "Şunu bi tutuver gözünü seveyim", "Şunu bi tut", "Şunun ucunu tutta bi işe yara" gibi birşeyler demeniz ya da benim gibi ufak! bir ataşla bir yere sabitlemeniz gerekiyor.


Sabitleme işlemini hallettiyseniz, örgüye geçebiliriz. Kısa olan ipleri ortaya alıp, yandaki ipleri örüyoruz. Ortadaki ipler hep sabit kalıyor. Örneğin, soldaki ipi, ortadaki iki ipin altından sonra da sağdaki ipi ortadaki iki ipin üzerinden ve solda oluşturduğumuz yuvarlağın içinden geçirdikten sonra kenardaki ipleri sıkıyoruz. Sonra sağdaki iple başlayarak aynı işlemi yapıyoruz.

Neyse bilen biliyordur zaten, bilmeyen de benim anlatımımdan bir şey anlamaz heralde :)


Bu şekilde istediğimiz boyuta gelene kadar örüp, uçlarını sıkıştırma aparatları ile kapatıyoruz. Yalnız eklemek istediğim nokta; bileklik için ipi çok kalın seçerseniz kaba duruyor ama ince seçerseniz de çok zor örülüyor ve ciddi emek istiyor. Orta kalınlıkta bir ip seçmekte fayda var bence.

Ben birazcık kaptırdım sanki...


Bu elimdeki model favorim ama...



Bu arada bir de bunlar var: ince zincir ve renkli iplerle saç örgüsü yapıp (2 kat dolanacak uzunlukta) uçlarını sabitledim. Ben bunları da kat kat takmayı seviyorum. Özellikle saatin yanında güzel duruyorlar diye düşünüyorum. Ben severek takacağım hepsini, siz ne dersiniz ?

14 Mayıs 2012

LİLA KUTU MAYIS 2012

Lila kutu geldi yine :) Kutu daha elime ulaşmadan, 1-2 yerde "kötü" diye birşeyler gördüm ama süprizi kaçmasın diye bakmadım. İşte Mayıs kutusundan bunlar çıktı....

Daha ben de tam olarak inceleyememiş olsam da, o kadar da fena değil bence. Geçen ay ki ile kıyaslanmaz belki ama idare eder.

*Hamilton güneş kremleri var, hem yüz hem de vücut için. Boyutları çok küçük değil bir süre kullanılabilir.
*Bioderma şampuan var ama çok küçük. Tek kullanımda etkisi ne kadar anlaşılır bilemem
*Golden Rose`un ruj testerını da sevdim :) + renkten de 2-3 defa belki de daha fazla sürülebilir.
*Nature of  Beauty aseton içermeyen oje çıkarıcı pedler ve 
*AveSeena kuru yüz maskesi

Bunlar benim sevdiklerim. Bir kaç ürün daha var ama onlar pek ilgimi çekmedi açıkçası.
İçinden çıkanların ayrıntılı listesi de burada

İşte bu ay ki Lila Kutu böyle çıktı... Ne çıkarsa çıksın bu süpriz kutu işini seviyorum ben :) Bir süre daha devam...  Lila Kutu 
Ürünleri denedikten sonra daha ayrıntılı bilgi vermek ümidi ile... :))

10 Mayıs 2012

Makyaj // Loreal ve Max Factor Fondoten, Pudra

Fondöten seven birisi olarak, son zamanda kullandığım drugstore fondöten ve pudraları şöyle bir toparladım.

 Bende bir süredir bunlar var.
*Max Factor Miracle Touch: Uzunca bir süre kullandım fondoteni. Kapatıcılığı güzel, kremsi bir yapısı var. İçinden kendi süngeri çıkıyor ama çok kısa sürede bitiyor. Süngeri azıcık bile batırsam, bir dünya fondoten alıyor üzerine.
*Loreal İnfallible: Bu üçlü arasında en çok bunu seviyorum. Hala onu kullanıyorum zaten. Likit fondoten kullanmaya pek alışkın olmadığımdan tereddüt etmiştim ama miktarını ayarlayınca diğerlerinden daha güzel oluyor sanki. Pompalı şişesi ile gayet kolay kullanılıyor.
*Loreal True Match: Bu üründen de 2 tane bitirdim daha önce. Yapısı Max Factor`e göre biraz daha katı ama roll on süngeri ile kullanması çok kolay. Kulanım süresi de daha uzun. 

Kapatıcılık açısından aralarında çok ciddi bir fark yok bana göre ama en hafif ve en kullanışlı olanı Loreal infallible. Genel olarak da Loreal ürünlerini Max Factor ürünlerinden daha başarılı buluyorum ben. Fiyatlarına gelince; yeni almadığım için net fiyat veremem zaten kolayca bulabileceğiniz ürünler ama Max Factor biraz daha pahalı. Bir de şöyle bir nokta var; Loreal ürünleri çok daha sık indirime giriyor, takip ederseniz çok uygun fiyatlara geliyor. 

Pudra olarak;
*Max Factor: Bitsin diye uğraşıyorum ama artı bırakmanın zamanı geldi heralde. Kapağı birkaç yerinden kırıldı (bu güne kadar kullandığım bütün Max Factor`lerin biyerleri kırıldı, çatladı ve yazıları silindi) Rengini de dikkatsizlik yapıp biraz koyu almışım, o yüzden çok severek kullanmadım açıkçası. Ama renk haricinde bir sıkıntısı yoktu. Sıkıştırılmış olduğu için kullanımı kolay ve uzun süre gidiyor.
*The Body Shop Pudra: Bu ürünü indirimdeyken çok çok uygun bir fiyata denemek için almıştım. Çok fazla bir beklentim yoktu açıkçası. Baya uygun bir fiyata alınca insan biraz öyle düşünüyor :) ama gayet severek kullanıyorum. Fondotenin üzerinde daha mat ve düzgün bir görüntü yaratıyor. Tek sevmediğim, toz olduğundan, sürerken her yana saçılması.

9 Mayıs 2012

ARADIĞIM GÜNEŞ KREMİ: Clinique Super City Block

Kışın bile güneşli günlerde makyajdan önce güneş kremimi süren ben, yaz gelince hemen güneş kremi arayışına girdim. Aslında elimdeki ürünü bitirmeden yenisini alma niyetinde değildim ama geçenlerde Tekin Acar`da  indirimi görünce bakalım bir dedik. Özellikle "yağsız bir şey var mı?" diye sordum.Çünkü dediğim gibi ben makyajın altına güneş kremi sürüyorum önce. Kremlerde de iyi kötü yağ oluyor, zaten benim cildimde hafif yağlı olunca yıldızlar gibi parlıyoruz :) Clinuque`den bir krem önerdiler bana, kutunun üzerindeki oil-free yazısını gözüme soka soka! Aslında daha önce araştırmamış olmam benim ayıbım. Oldukça bilinen ve tercih edilen bir ürünmüş kendisi ama ben yeni tanıştım. Buna da şükür!

Önce hemen üstüne atlamadım, dediğim gibi henüz bitmemiş bir ürünüm vardı ama denedikten sonra "tamam bu dur" dedim. Aslında bu tarz ürün yorumları yazarken, beklentileri gereğinden fazla yükseltmekten korkuyorum ama beğendiğim şeye de beğenmedim diyemem ki.

Clinique Super City Block; 40 factor koruması var, (suya girip çıktıktan sonra diğer ürünlere göre daha dayanıklı dedi oradaki bayan ama bilemem) Göz altı için de bir koruyucu ürün tavsiye ettiler aslında onda da aklım kaldı ama bütçe işte naparsın :)

Bu arada hemen açıkça söylemek istiyorum ki ben Clinique ürünlerinden ve pahalı parfümeri mağazalarından biraz uzak dururdum. Çok pahalı olduklarını düşünürdüm hep ama bu ürün 68 TL, %20 anneler günü indirimi  ile 54 liraya aldım. Zaten eczaneye gidip baksanız 50 liradan aşağıda değil hiç bir marka. Her gün yüzüme sürdüğüm ve güneşten koruması gereken ürünü de çok ucuz markalardan alamayacağıma göre... 


Bu arada kremle ilgili önemli bir özellik de hafif renkli olması. Öyle kapatıcı gibi bir özelliği yok ama ben sevdim. Yazın fondoten kullanmak da çekilmiyor bazen. (Benim muhteşem, pırıl pırıl bir cildim olmadığından fondoten bağımlısı sayılırım) Kapatılacak bir sivilce, kızarıklık olmadığı zamanlarda sadece bu kremi sürüp, üzerine pudra ile kullanabilirim, o açıdan da iyi oldu. Gerçekten de mat ve hoş bir görüntü veriyor, artık yıldız gibi parlamayacağım sanırım :) Tek sevmediğim yanı sıkarak kullanılan tüpü oldu. Pompalı şişede ya da daha ince uçlu bir tüpte olsa daha iyi olurmuş.

Özet olarak; yüz için güneş kremi önemlidir, iyi seçim yapın

Clinique Super City Block SPF 40, 40ml, 68 TL
Tekin Acar`da %20 indirimde (13 Mayıs`a kadar) (54 TL`ye geliyor)
Boyner`de de 2. Clinique ürününde %40 indirim vardı.
Kendi mağazasında ya da diğer yerlerde fiyatı nasıl bilemiyorum.

7 Mayıs 2012

Gezi: Paris Alışveriş Notlarım

Paris`de gezi notlarım hemen şu posttaydı. Gelelim şimdi alışveriş notlarına. Öncelikle Paris, Avrupa şehirlerinin içerisinde en pahalı olanlarından birisi sanıyorum. Alışveriş deyince de, bizim ülkemizde olan mağaza ve cafelerde birebir aynı ürünü orada daha yüksek fiyatlara almanız mümkün.

Bu yazıda ortalama bir turiste hitap edecek alışveriş notlarım var tabi! Yoksa müdavimi olanlar, özel bir şeyler arayanlar ya da özellikle ultra lüks mağazalar için gidenlere hitap etmeyecektir.

Şanzelize/Champs Elyees 


6 Mayıs 2012

Paris ♥

Ben bir yere gezmeye gitmeden önce didik didik araştıran sınıftanım. Sonuçta kısıtlı bir zaman aralığında gidiyorsunuz ve bir plan olması şart bana göre. Gezi yazısı okumayı sevenler ve gidecekler için aklımda kalan her şeyi yazıyorum şimdi ben de...

Klasik turistik yerler ama benim dikkatimi çeken ufak ayrıntılarla birlikte...

İlk olarak Eifel var tabii ki; 
Kimilerine göre demir yığını olsa da turistlerin gözdesi. Paris`in olmazsa olmazı. Bence buraya akşam üzeri bir vakitte gidip yukarıya çıkmak, şehrin hem gündüz hem de gece manzarasını görmek en güzeli. Geceleri belirli aralıklarda yanıp sönen ışıkları da kaçırmamak lazım derim. Ama bilet almak için her daim sıra bekliyorsunuz. Benim Paris`de gördüğüm en uzun sıra buradaydı. 


Eifel`in içindeki restoran oldukça pahalı olsa da kafesinden bir şeyler alabilirsiniz. Hediyelikler de dahil. Bu arada uyarmadan geçemem; Eifel`in altındaki zenci satıcılardan bir şeyler alacaksanız pazarlık yapmadan almayın! Türkçe bile konuşsanız anlayacaklar muhtemelen ama bir şey almayacaksanız hiç yaklaşmayın fena yapışıyorlar.




DisneyLand.....Paris`te her zaman iyi fikir ama...
Aması çok; eğer kısa süreli bir gezi yapıyorsanız şehirde bir çok yeri görmekten vazgeçmeniz gerekir. Burası 1 tam gününüzü alır hatta 1 gün yetmez bile. Gidiş-geliş ve giriş masrafları da birazcık yüksek.


Ama kaç yaşınızda olursanız olun hemen çocukluğunuza dönebilirsiniz. Disneyland birkaç bölümden oluşuyor bu arada. Bir tarafta dükkanlar ve daha çocuksu oyuncaklar varken diğer tarafta studyolar ve daha atraksiyonlu oyuncaklar var. Zaten içeride de harita ile dolaşıyorsunuz. 

10 Nisan 2012

Makyaj Temizliği ve Paraben

Kendimi bildim bileli sorunlu bir cildim var. Yok kötü bir başlangıç oldu, şöyle diyeyim bir gün de yataktan kalkıp bebek gibi cildimle, bir ruj bir rimel sürer çıkarım diyemedim :) Baya bir çeşitli cilt bakım ürünü kullandım.İlk önce kozmetik marketlerdeki ürün çeşitleri yavaş yavaş denendi sonra eczaneye geçildi. Orta fiyatlı ürünler falan derken son 1 yıldır eczanedeki en pahalı ürünlere kadar ulaştım. Bu konu tamamen ayrı bir yazı olur. O ürünlerden tek tek bahsetmek isterim...

Şimdi konum makyaj temzleyici; e tabi cilt sorunlu olunca bir kısır döngü içinde fondoten, kapatıcı, pudra gibi ürünleri de kullanmaya başlıyorsunuz. Bir süre sonra da bende alışkanlık haline gelmeye başladı zaten. O gün cildimde kapatılması gereken hiç birşey olmasa da sürmeyince eksik gibi hissetmeye başladım.

Ve geçenlerde fark ettim de, cilt bakım ürünlerine o kadar para veriyorum ama makyaj temizleyicisine ??


Aslında kestirmeden söylemek gerekirse; nası olsa sabah akşam yüzümü cilt bakım ürünleri ile yıkıyorum diye   ayrıca bir makyaj temizleyicisi bile kullanmadım uzun süre. Öğlen eve gelirdim, sabahtan kalan makyaj akşam yatana kadar beklerdi... -Tabi sorunlu cildim olur- Geçen sen falan bir temizleyici ile temizlemenin daha doğru olacağına karar verip Olay`i almıştım alelacele. Sonra da başka ürün arayışına girmedim. 

Bir süre sonra  Bioderma`nın Sebium`u nette çok gözüme çarpmaya başladı. Her kullanan memnun kalmış neredeyse. Ben de tesadüf güneş kremi almaya eczaneye uğrayınca Bioderma`nın Sebium hediyeli güneş kremini gördüm ve hemen atladım. 

Şaşırılacak bir durum değil tabii ama ben de Bioderma`yı sevdim. Eskiden tek parça pamukla temizlenen makyaj şimdi 3 pamukla ancak temizleniyor. Yüzümden çıkan kirli şeyleri gördükçe makyaj yapmaktan soğudum yemin ediyorum. Ve eve gelir gelmez ilk iş makyajı temizliyorum. Bu arada bu ürünün pembe kapaklısını görüyorum genelde. O normal ciltler için, yeşil kapaklısı karma ve yağlı ciltler için. Bu vesile ile hala duymayan varsa ben de tavsiye ediyorum Bioderma Sebium`u. 100ml`lik küçük şişesi 20 lira civarında ama su gibi birşey olduğundan çabuk bitiyor. Büyük şişeleri 50 lira civarında ama onunda zaman zaman 1 alana 1 bedava kampanyası oluyormuş, takip etmek lazım.

Fiyat bilgisi de verdik gelelim Olay`e. Dünya üzerinde bilmem kaç milyon kadın Olay`i kullanmasa da olurmuş hatta iyi olurmuş. Üründen genel olarak bir şikayetim yoktu ama bugünlerde bir Paraben mevzudur gidiyor ya ben de içindekiler kısmına bir bakayım dedim. İyi ki de bakmışım... (Şu ilk resimdeki Olay Temizleme Sütünden bahsediyorum)


İçinde 5 çeşit paraben varmış. Paraben o kadar çok ürünün içinde var ki inanamazsınız. Hatta geçenlerde Okan Bayulgen; "biz de ne kadar zararlı olduğunu öğrenince evdeki bütün ürünleri çöpe attık" demişti. Bizim sağlık bakanlığımız sağolsun açıklama yapmış. Parabenin insan sağlığına bir etkisi olduğu bulunamadı diye!!! Evet direkt olarak etki etmiyor belki ama dolaylı olarak bir çok kanser türü ile bağlantılı olduğuna dair bir çok uluslararası makale var. 

Bu zaralılar sadece Paraben de değil. O artık herkesin ağzına düşmüş olanı. Aslına bakarsanız kullandığımız ürünlerin arkasında yazan şeylerin ne olduğunu anlamıyoruz. Tek tek etken maddleri de oturup araştıracak değiliz, kullandığımız bütün ürünleri de organik ürünlere çevirmek hem çok maliyetli hem de zevksiz oluyor bazen. Alışmışız bi kere o yapaylığa :)) Şaka bir yana bu kadar bariz şekilde Paraben içeren ürünler almayın. Çünkü yeri geldiğinde bi kıyafeti bile "ay yeri güzel değilmiş bu hemen pamuklanır, dayanmaz" falan deyip almıyoruz. İş cildimize gelince nerede o özen?

Bence bu durumdan sıyrılmanın en güzel yolu, kullanılan ürün sayısını azaltıp kalitesini arttırmak. Kalitesini arttırmak bir yana sırf gereksiz ürünleri kullanmamak bile büyük başarı. Bazen banyomda 10-12 tane ürün oluyor. İnsaf diyorum kendi kendime :) Vücut peelingi, ayak bilmemneyi, dökülme karşıtı şampuan, duş jeli, saç kremi,...vs.  Babamın aktardan aldığı bir bir sabun var, ben hepsini atıp ona mı dönsem acaba? Bu günlerde bir sadeleşme, düzenli beslenme, az alışveriş yapma hali içindeyim ama hadi hayırlısı...

Böyle işte...Bu Olay`i de resmini çekerim diye saklıyordum ne zamandır çekmecede artık gönül rahatlığı ile atabilirim çöpe...


5 Nisan 2012

Daha Düz Daha Sade

görsel: Cosmopolitan Nisan 2012 sayısından alınmıştır


Havyar manikürden sonra duyduğum yeni bir manikür çeşidi. İsmi Jel manikür. Bu renk geçişini sağlamak için ojenin üzerine özel bir jel sürülüyor ve LED ışığa maruz bırakılıyormuş. İlk çıktığında profesyonel salonlarda gerçekleştirilen bu manikürün ev uygulamaları da Amerika`da satılmaya başlanmış.

Tek renk ojeler neden- ne zaman yetmez olmaya başladı acaba? Çatlayanı var, kendiliğinden desen oluşturanı var, leopar desenli tırnak çıkartmaları var. Her yerde bin bir türlü tırnak süsleme modelleri var. En son çıkan (gerçi henüz ülkemize gelmedi) şu havyar manikür var. Liste böyle uzayıp gidiyor. 

Kaçımız gerçekten içinden geldiği için farklılık istiyor, ister tırnağında, ister giyiminde ister yaşama biçimde, kaçımız bir zümreye dahil hissetmek için, cool görünmek için, geri kalmamak için ya da sadece özenme duygusunu köreltmek için farklı davranıyor? 

Bu tırnaklar bana Açlık Oyunları filmini hatırlattı...

Fantastik/ bilim kurgu adı altında sunulmuş senaryolar olsa da Capitol Şehri bazen çok gerçek değil mi? Kitabı ilk okuduğum anda (ki kesinlikle çok severek okumuştum, filmlerini değil kitaplarını tavsiye ederim, filmler olayın duygusunu hiç verememiş gibi hissetemiştim izlerken) "aaa gerçekten de böyle bir duruma doğru gidiyoruz" diye düşünmüştüm şaşkınlıkla...

Varsa bilmeyenler için ; Ciddi anlamda ezilenlerin ve ciddi anlamda ezenlerin oluşturduğu iki sınıftan ezenler grubu Capitol`de yaşıyor. Kendi kapalı bölgesinde yaşayan ve zenginlikten, lüksten ne yapacaklarını şaşıran bir toplum var. İnsanların giyim kuşamı, saç modelleri hatta erkeklerin sakal modelleri bile bir garip, uçlarda ve aşırı abartılmış...


İçinde olmadığım için ahkam kesmem ne kadar doğrudur bilemeyeceğim ama dışarıdan bakınca, ultra zenginlerin, sosyete diye tabir edilen kesimlerin -hadi bu kadar abartılı olmasa da- benzer hallerine denk gelmedim mi diye düşünüyorum dergilerde, internette... Denk geldim... 

İşte bu tırnak modellerini görünce bunlar geçti aklımdan. Belki de yeni çıkan her şeye hemen bu kadar atlamamak lazımdır. Belki biz her önümüze geleni bilinçsizce istediğimiz ve satın aldığımız için onlar bu kadar zengin oluyorlardır. 

Bazen kendimi bana yakışmayacağını bildiğim, belki bir durup düşünsem gerçekten hoşuma bile gitmeyecek olan nesneleri arzularken, bazen bu arzuları gerçekleştirmek uğruna benim bütçeme oranlara büyük paralar harcarken buluyorum. Çoğunlukla da bu tatmini mutlulukla bağdaştırıp kendimi kandırıyorum.

Ara ara kendime gelip, dönem dönem almaya çalıştığım o karar var yine aklımda bu aralar; "daha düz ve daha sade olmak" Hatta kim bilir belki tüketimimi bile azaltırım. Orada burada gördüm diye her yeni çıkan kreme, makyaj malzemesine ve giysiye saldırmam ve sadece gerekenleri alırım. Belki geçen yaz çok severek aldığım şeyleri daha fazla giyip hakkını veririm...Kim bilir...